Zamanında lüksken günümüzün olmazsa olmazlarındandır cep telefnoları. Hele hele iş dünyası için smart phone dediğimiz akıllı telefonlar adeta el kol vazifesi görmektedir. Bu el kol olma konusu öyle sözün gelimi de değil, baya baya el kol görevi görüyorlar. Bunun en iyi örneğini geçtiğimiz hafta yaşadık. Geçtiğimiz hafta BlackBerry Servisinde kesintiler yaşadık. Öyle ki mailler ya hiç gelmez oldu ya da 5-6 saat gecikmeli geldi. Özellikle telefona bağlı iş yapan insanlar bu problemden ciddi anlamda etkilendi.
19 Ekim 2011 Çarşamba
28 Eylül 2011 Çarşamba
Müşteriyi Sesinden Tanımak- Sesli İmza
Son zamanlarda televizyonlarda dönen bir Vodafone Reklamı var Sesli imza ile ilgili olarak.. Ayşe Yılmaz adlı vatandaş çağrı merkezine yeminler ederek Ayşe Yılmaz olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Sonra Vodafone'un süper kahramanı gayet antipatik bir şekilde kapıdan bacadan yardıma koşuyor ve Ayşe Yılmaz'a Vodafone'un sesli imzasından bahsediyor.. Reklam, sesli imzayı belki güzel anlatıyor ama hikayenin genelinde sıkıcı bir anlatım var.
Hazır sesli imzadan laf açılmışken, nedir bu sesli imza, ne işe yarar, dahası işe yarar mı bunun üzerine birşeyler yazayım dedim.. Her insanın parmak izi, retinası kişiye özel olduğu gibi, ses rengi de kişiye özeldir ve bu özellik teknolojinin de yardımıyla bize yeni kapılar açmaktadır. Ses renginin kişiden kişiye değişiyor olması, sesin de tıpkı parmak izi ya da retina gibi güvenlik teyit işlemlerinde kullanılmasına olanak sağlamıştır.
Sesli İmza Nasıl Çalışıyor ?
Sesli İmza temelinde biyometrik bir ses analizi sonucuna dayanır. Belli sayıda kaydedilen ses biyometrik analiz sonucunda bir puan aralığına yerleştirilir.Genelde Sesli Yanıt Sistemlerinde müşterinin bir cümleyi tekrarlaması istenir. Örneğin bu ifade Avea'da "Aveada şifrem sesimde saklı" cümlesidir. Sesin ortam seslerinden dolayı net olmaması durumunda ses kaydının yanısıra mesela doğum tarihi de tuşlanarak tam bir güvenlik duvarı kurulmuş oluyor. Müşteri daha sonra çağrı merkezini aradığında telefonda müşteri temsilcisine doğum tarihini, anne kızlık soyadını ve benzeri güvenlik cevaplarını vermeden doğrudan hizmet alabiliyor.
Bu sayede çağrı merkezini arayan müşteriler bu uygulamayla kendileri süreci yöneterek müşteri temsilcisine bağlı geçirdikleri süreyi azaltabiliyor.
Hazır sesli imzadan laf açılmışken, nedir bu sesli imza, ne işe yarar, dahası işe yarar mı bunun üzerine birşeyler yazayım dedim.. Her insanın parmak izi, retinası kişiye özel olduğu gibi, ses rengi de kişiye özeldir ve bu özellik teknolojinin de yardımıyla bize yeni kapılar açmaktadır. Ses renginin kişiden kişiye değişiyor olması, sesin de tıpkı parmak izi ya da retina gibi güvenlik teyit işlemlerinde kullanılmasına olanak sağlamıştır.
Sesli İmza Nasıl Çalışıyor ?
Sesli İmza temelinde biyometrik bir ses analizi sonucuna dayanır. Belli sayıda kaydedilen ses biyometrik analiz sonucunda bir puan aralığına yerleştirilir.Genelde Sesli Yanıt Sistemlerinde müşterinin bir cümleyi tekrarlaması istenir. Örneğin bu ifade Avea'da "Aveada şifrem sesimde saklı" cümlesidir. Sesin ortam seslerinden dolayı net olmaması durumunda ses kaydının yanısıra mesela doğum tarihi de tuşlanarak tam bir güvenlik duvarı kurulmuş oluyor. Müşteri daha sonra çağrı merkezini aradığında telefonda müşteri temsilcisine doğum tarihini, anne kızlık soyadını ve benzeri güvenlik cevaplarını vermeden doğrudan hizmet alabiliyor.
Bu sayede çağrı merkezini arayan müşteriler bu uygulamayla kendileri süreci yöneterek müşteri temsilcisine bağlı geçirdikleri süreyi azaltabiliyor.
Labels:
Avea,
avea sesli imza,
ReklamArası,
sesli imza,
Vodafone,
vodafone sesli imza
8 Mayıs 2011 Pazar
Bloggerda Yeni Görünümler
Blog dünyasının amiral gemisi Blogger (blogspot) yeni yeni özellikleri ile kullanıcılarını mest etmeye, Wordpress'den geri kalmamaya özen gösteriyor. En son yenilikler ise kullanıcıların istediği gibi rahat ve dinamik bir görünüm vermelerini sağlayan uygulamaları. Ben de bu yeniliklerden bloglar arası zapping yaparken haberdar oldum. Blog konusunda her tür yazıyı, yeniliği buradan bulabilirsiniz. Son derece güzel bir blog.
Gelelim bu dinamik görünümlerin neler olduğuna
6 Mayıs 2011 Cuma
O Tabak Bitecek
O tabak bitecek...
Sosyal medyanın hayatımızdaki yeri her geçen gün daha da sağlamlaşıyor. Artık ekmek su gibi temel ihtiyaçların yanında neredeyse sosyal medya da sayılmaya başlanacak. Haberleşmeler, paylaşımlar aklınıza gelebilecek her türlü şey sosyal medya ağları üzerinden yapılıyor. Birkaç sene evvel facebook diye bir site hayatımızda yokken bugün dışarı çıkıp bir yere gittiğimizde bile ordaydım burdaydım şurdaydım diye facebooktan yerimizi paylaşıyor, twitterdan o an ne yaptığımızı yazıyor. Herkes, herkesin nerede ne yaptığını biliyor, takip ediyor. Artık kişisel değil toplu olarak yaşıyoruz.
Hal böyle olunca da artık reklamlar da sosyal medya ağları üzerinden son kullanıcısına ulaşıyor. Sosyal medya ağlarındaki reklamların pek çoğu normal medya reklamlarından daha yaratıcı daha eglenceli. İşte bunlardan biri de Profilo'nun Anneler Günü reklamı. Reklamı izlerken sanki karşımda annem varmış da bana söylüyormuş gibi hissettim: O tabak bitecek. Canım annecimi en çok zorladığım nokta muhtemelen yarım bıraktığım tabaklardır... "Ye yavrum bak arkandan ağlayacak o pirinçler" diye kandırıldığım çok zaman vaki olmuştu.
Lafı çok uzatmadan tüm annelerin anneler gününü kutlar, sizleri O Tabak Bitecek klibi ile başbaşa bırakıyorum.
Labels:
o tabak bitecek klibi,
OrtayaKarışık,
profilo,
Rastladıklarım,
reklamlar
15 Aralık 2010 Çarşamba
Yarın Hava Nasıl Olacak- Beyazıt Kulesi'ne Soruyoruz
İstanbul Beyazıt Meydanı'nda tarihe dimdik duruşuyla meydan okuyan, deniz tarafından bakıldığında İstanbul siluetini renk katan, anlam katan yapılardan birini görürsünüz. Beyazık Kulesi'nden bahsediyorum. Beyazıt Kulesi bugünlerde bir hayli telaşlı olmalı. Yeni görevine hazırlandı. Daha doğrusu yaklaşık 15 sene ara verdiği görevinin başına döndü tekrar. Beyazıt Kulesi, hava durumlarını bildirecek tekrardan. Beyazıt Kulesi'nin kaderinde bu var. Hep birşeyleri haber vermek. Uzun yıllar boyunca Osmanlı döneminde itfaiye teşkilatı tarafından Yangın Gözetleme Kulesi olarak hizmet veren Beyazıt Kulesi, bir zaman sonra gözetleme kuleliğinden, hava durumu sunuculuğuna geçiş yapmıştır. 1995 yılına kadar da bu görevine devam etmiş ancak 1995 yılında bu faaliyetine de son verilerek kendi kaderine terkedilmiş. Ta ki bugüne kadar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Aydınlatma ve Enerji Müdürlüğü, Siemens AŞ ve Osram AŞ nin ortaklaşa çalışması ile kuleye eski görevi verilmiş. Hem de bu sefer evvelkilerden çok daha güzel ışıklandırılmış olarak.
13 Aralık 2010 Pazartesi
Etki Alanı Blogger Olan Sitelerin Görünmemesi ve Çözümü
Bir kaç ay evvel benzer bir problem ile karşılaşmıştım ancak o zamanlar siteme daha yeni yeni başladığımdan çok üzerinde durmamış, duramamıştım.
Aralık başında yine benzer bir sorun yaşamaya başladım. Bu kez konuyu daha dikkate değer buldum. Sahip olduğum site İngilizce içerikli ve doalyısıyla yurtdışından gelen ziyaretçi sayısı daha fazla. Onların tarafında bir sıkıntı yok zaten ama ziyaretçi Türkiye'den olunca güzel ülkemin güzel yasaları/yaptırımları birer engel olarak beliriveriyor. Konu genel hatları ile Google ve Telekomunikasyon Kurulu arasında olan birşey ancak sonucu bizleri derinden etkiliyor.
Uzun aramalar sonrasında aklıma yatan bir yöntemi denemeye karar verdim ve mutluyum ki sorunu da çözdüm. Sonra burada sizlerle paylaşmaya karar verdim. Olur da bir kişi faydalanır, ne ala kendi adıma.
11 Aralık 2010 Cumartesi
TEB Akıl Fikir Yarışması- Fikriniz Çöpe Gitmesin
Türk Ekonomi Bankası (TEB) sektöründe sunduğu yenilikçi ürün ve hizmetlerle farkındalık yaratan bir bankadır. Ürün ve hizmetin çok kolaylıkla taklit edilebildiği günümüzde tüketici artık sayısız seçeneğe sahip ve bu da tüketici güçlü kılıyor. Bu noktada ürün ve hizmet sağlayıcılar güçlü tüketici karşısında rakiplerinin bir adım önüne geçmeye çalşıyor. Artık sadece kaliteli üretmek, ya da ucuza satmak yetmiyor, bunu artık neredeyse herkes yapabiliyor. İşte bu noktada günümüzün yeni modası "inovasyon" ortaya çıkıyor. Şuan için buna moda diyorum kalıcı olup olmayacağını hepimiz göreceğiz. Zira geriye baktığımızda çok da bir geçmişinin olmadığını görebiliriz.
TEB, gerek İnovasyon kültürünü kitlelere yaymak, gerekse gelenek haline getirdiği yaratıcı fikirleri hayata geçirmek adına yine bir Akıl Fikir Yarışması düzenliyor. Yarışmanın son katılım tarihi 31 Aralık 2010. Yarışma genel hatları ile kişilerin; bankacılık ve finans sektörüne (leasing, faktoring, tüketici finansmanı, sigorta..vb) yönelik yaratıcı Fikir / Projelerini, hayata geçirebilme fırsatı bulabilecekleri bir inovasyon yarışmasıdır.
Ağlamayan Çocuğa Meme Vermezler- TTNet Deneyimi-Sahne- 2
Bir önceki yazımda Türk Telekom ve onun çağrı merkezinde çalışmayan sisteminden dem vurup, internet hızı ile ilgili yaşadığım problemi anlatmıştım..Çağrı merkezine tekrar açtırdığım arıza kaydından bir gün sonra akşam saat 7 gibi TTNet'ten aradılar. Dedim sonunda akıllarına geldik de bir arayan oldu. Problem giderilmiş! Allah Allah, hayret ettim madem bu kadar çabuk oluyordu bu iş ne diye haftalardır uğraştırıyorsunuz diye düşünürken bir yandan da bilgisayarımı açıyorum. İnternet sorunumu çözmüşler, hem de kökten... Artık hiç internetim yok :) Modemin güç ışığından başka bir ışığı yanmıyor. Yine aynı oyun oynanacak, yine ben kızacağım onlar dinleyecek ama yapacak birşey de yok... Istemeye istemeye elim telefona gitti gene çevirdim 444 0 375 i. Bu sefer sordum önce sisteminiz çalışıyor mu diye. Hayret ki çalışıyor, bu iyiye işaret. Anlattım yine derdimi, yine bir arıza kaydı açıldı. Yakındır ben arızaya bağlayacağım.
Labels:
4440375,
adsl,
adsl hızı,
Deneyimler,
Rastladıklarım,
ttnet,
türk telekom
6 Aralık 2010 Pazartesi
Türk Telekom Çağrı Merkezi ve Çalışmayan Sistemi
Türk Telekom ADSL Çağrı Merkezi'ni hiç aradınız mı bilmem ama ben son bir kaç aydır internet beni çıldırttıkça arıyorum... ve maalesef daha farklı bir senaryoyu oynayamadık çağrı merkezindekiler ile.
Senaryo oldukça basit: Internetin yavaşlığından muzdarip bir bir kullanıcı sinirli bir şekilde 444 0 3 75 i arar.. Anonsları uzun uzun dinledikten sonra önce üçü sonra sonra biri tuşlar. Bu sefer de bir müşteri temsilcisinin müsait olmasını bekler. Üç dört dakika iyimser bir bekleyişten sonra kullanıcı anlatmaya başlar derdini...Bir heyecanla anlatır anlatır, sonra müşteri temsilcisi lafa girerek:" Beyefendi öncelikle bizi aradığınız için teşekkür ederiz ANCAK şuanda sistemlerimizde teknik bir arızadan dolayı size hizmet veremiyoruz. İlerleyen saatlerde bizi tekrar ararsanız size yardımcı olmak isteriz. Anlayışınız için teşekkür ederiz."
Labels:
4440375,
adsl,
adsl hızı,
Deneyimler,
ttnet,
turk telekom
28 Kasım 2010 Pazar
Haydar Paşa Tren İstasyonu- Evsiz Kalan Martılar
Anadolu'dan İstanbul'a trenle gelenlerin son durağıdır Haydarpaşa Tren İstasyonu. Nice Türk filminde filmin kahramanı bir elidne bağlaması bir elinde bavulu buradan başlar İstanbul macerasına. İstanbul sen misin büyük ben mi yakarışlarının en yakın tanıdığıdır çoğunlukla.. Daha kimbilir nelere tanıktır yaşlı istasyon... Denizin dibinde olabildiğince heybeti ile dikilmekte önünden geçen gemilere dahası geçen zamana şahitlik etmektedir yorgun istasyon.
Her Kadıköy'e gittiğimde elimde makinem varsa muhakkak bir karesini çekmişimdir Haydarpaşa'nın...İstanbul'un simgelerinden biridir benim için. Ne yazık ki bugün ciddi zarar aldı bu heybetli İstanbul simgesi... Çıkan bir yangın ile birlikte çatısı ve dördüncü katı yandı kül oldu... Evim yanmışçasına üzüldüm. Elimizin altında duran bu tarihi eserleri koruyamıyor olmamıza yana yana üzüldüm duyduğumda yangını.
Haydarpaşa tren istasyonu 2. Abdülhamit'ten İstanbul'a bir hatıra idi... O'nun meşhur Anadolu Hicaz demiryolu projesinin mihenk taşıydı Haydarpaşa..Aslında bu başına gelen ilk kaza değildi Haydarpaşa'nın. Çok badireler atlatmış, çok görmüş geçirmişti. Ancak bizim nesil yalnız bunu bilecek... Yanan Haydarpaşayı...
1900lü yılların başında 2. Abdülhamit'in emriyle Almanlar tarafından yapılan bu istasyon 100. yaşını yeni yeni devirmişken bu seferde yangın çıktı başına... yakıp geçti yangın da...
Şimdi uzun uzun araştıralacak yangının çıkış sebebi.. Bizim olağan halimiz değil midir ki zaten bu.. Önce bir musibet olsun ondan sonra bakarız niye olmuş nasıl olmuş... Pekala, bir sigara izmaritinden dahi çıkmış olabilir... Bu sebebi bulsanız ne olur bulmasanız ne olur... Kim ders alacak ki sanki.. Mühim olan o sigara izmaritini ya da ne bileyim sigortayı kazaya mahal vermeyecek şekilde bırakmakta idi çözüm... ama çok zor değil mi... Birşey olmaz nasılsa mantığı yine iş başında...
Uzun lafın kısası, geçmiş olsun martılar bir süre başka yerlerde yuva arayacaksınız kendinize, yüzyıllık yuvanız tarihe karıştı az önce...
Uzun lafın kısası, geçmiş olsun martılar bir süre başka yerlerde yuva arayacaksınız kendinize, yüzyıllık yuvanız tarihe karıştı az önce...
Ve sana da geçmiş olsun... Haydar Paşa...
26 Eylül 2010 Pazar
Google Analytics Kodu Wordpresse nasıl eklenir ?
Bugün bir ara bu soruya cevap bulmaya çalıştım ve de buldum.... Sonra belki başka benim gibi arayanlar olmuştur deyip buraya yazayım dedim... (blogger üzerinde yapan bir blogda wordpress ile ilgili yazı yazmak.... hmmm biraz ironik oldu sanki)



Şimdi öncelikle Google Analyticsden alınan kodun yapıştıralacağı yeri bulmak gerekiyor wordpressde.
Google Analytics kodunu aldıktan sonra wordpressde Görünüm>Temalar>Editör bölümüne gidilir.

Buradan footer.php sağ menüden seçilir ve bu kod < /body > den öncesine yapıştırılır....
İşlem tamam...
10 Eylül 2010 Cuma
Ramazan bayramınız Kutlu Olsun
Çocukluğumun bayramlarından aklımda kalan en güzel en tatlı hatıra annemden gizli gizli kaçırıp yediğim Çikolinlerdir…Yine bayram tatili sebebi ile Bafra’ya gittiğim bu sene çarşıda bir şekerci de denk geldim Çikolinlere.. Hemen aldım bir kilo aklıma gelen çocukluk hatırası ile. Yıllar evveldi, yaklaşık 20 sene evvel. Komşular gelmiş annem ile oturuyorlar bense bahçede top oynarken arada annemlere gözetliyor; sonrasında arka odaya sızıyordum sessizce… Hedef dolaptaki çikolinler. Önce bir iki sonra dört beş derken üçüncü ve sonraki sızma operasyonlarında avuç avuç götürmeye başlamıştım. Her seferinde arka bahçeye kaçıyor, dolaptan kaçırdığım çikolinleri afiyetle mideye indiriyordum. Sonraki sızmalarda ise acı gerçekle karşı karşıya kalmıştım. Koca paket bitmişti… Tatlılığın verdiği sarhoşlukla durumun farkına varmamış, alenen suçumu ortaya çıkarmıştım… Annem anlayacaktı hay Allah ne vardı hepsini yiyecek. Ne deyip de kandıracaktım ki annemi ? Böyle böyle düşünürken akşam ettik ki bir karın ağrısı peydah olmaz mı ? Yerimde duramıyorum, anneme de diyemiyorum ama annem bu kaçar mı ondan.. Anladı tabi hemen vaziyeti. Ben de istemeye istemeye itiraf ettim. Annemin gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Koca paket şekeri nasıl yiyebilmiştim ? Sonrasında tabi sabaha kadar karın ağrısı...Bugün bile hala anlamış değilim hatta şimdi deseler ki al sana bir paket şeker ye bakalım. Sanırım yiyemem yine bir paketi.
Ramazan bayramı ya da başka bir deyişle şeker bayramındayken aklıma geliverdi bu eski hatıra. Siz siz olun kendinizden geçmeyin şeker yerken. Benden söylemesi, küçüklükten tecrübe ettim biliyorum.
Ramazan bayramınız, şeker bayramınız kutlu olsun… Şeker tadında bir bayram geçirmeniz dileklerimle.
Ramazan bayramı ya da başka bir deyişle şeker bayramındayken aklıma geliverdi bu eski hatıra. Siz siz olun kendinizden geçmeyin şeker yerken. Benden söylemesi, küçüklükten tecrübe ettim biliyorum.
Ramazan bayramınız, şeker bayramınız kutlu olsun… Şeker tadında bir bayram geçirmeniz dileklerimle.
Labels:
Deneyimler,
şeker bayramı
15 Ağustos 2010 Pazar
Nankör Kedi
Kediler... Hep nankörlükleri ile ün yapmışlardır. Üstüne türküsü bile vardır İbrahim Tatlıses'ten.Geçenlerde bir arkadaşım ile oturmuşken Iphone ekran koruyucusu olarak bir resim gözüme çarptı. Resmi gördüğümde ise çok çok hoşuma gitti. Nankör kedi bir kez daha çıkmıştı piyasaya ama bu sefer niyeyse ben de kendimi bir an böyle hissettim ya da hissetmek istedim. Bu sevgili pisicik (!)diyordu ki: " Ben para için çalışırım eğer sadakat istiyorsan bir köpek al!"
Bu bizim için de böyle değil midir ? Hepimiz para için çalışmıyor muyuz ? Herşey para değil elbet ama parasız da olmuyor değil mi ? Körü körüne bir işe bağlanmak ne kadar mantıklıdır ? Bir kedi olmak bu noktada doğru olan değil midir ? Gece gece böyle birşey geldi aklıma bilemedim...
Labels:
iş dünyası,
Kişisel,
nankör kedi,
sadakat
Türkiye'nin En İyi 10 Plajı
Geçenlerde bir e-mail gelmişti bana Türkiye'nin en iyi 10 plajı ile ilgili olarak...The Guardian'ın fotoğraflarına da yer verdiği "Türkiye'nin en iyi 10 plajı" ve özelliklerini içeriyordu e-mail. The Guardian'da böyle bir haber yapılmışmıdır bilmiyorum ama e-mailde adı geçen plajlardan bir kaçını biliyorum ve gerçekten de gidilesi görülesi yerler. The Guardian'ın sitesinde böyle bir haber bulamadım bu sebeple o e-mailin yalancısıyım:)Buyrun ilk 10:
1.Ovabükü: Çevresindeki küçük lokanta ve pansiyonlarıyla birlikte plajının parlayan çakıl taşlarıyla Ovabükü, Datça yarımadasına gizlenmiş üç koydan en güzeli.2.Kelebekler Vadisi: İki yüksek kayalığın arasında kalan, çoğu ziyaretçisinin Fethiye ve Ölüdeniz'den kalkan teknelerle ulaştığı vadide elektrik, yol ve inşaat bulunmuyor ancak kamp yapmak serbest. Kelebekler Vadisi zaten halihazırda Dünya Miras listesi arasında yer alıyor. Kelebekler Vadisi denilmesinin sebebi de barındırdığı 80 civarındaki kelebek ve özellikle de Kaplan Kelebeliği.
3.Amos: Bozburun yarımadasındaki iki tatil köyünün arasına gizlenmiş küçük bir koy olan Amos, ahşap şezlonglarının arasına çakıl taşları dağılmış plajıyla, Marmaris'in ışıklarına rağmen koy boyunca uzanan bozulmamış bir güzelliğe sahip.
4.Gemiler: Ölüdeniz'in yakınında bu kadar sessiz bir yer olduğuna inanmanın güç olmasına rağmen Gemiler, etrafı çam ve zeytin ağaçlarıyla çevrili olup taze mezeler ile soğuk bira sunan birkaç güzel restoranıyla sessiz sakin bir koy.
5.Çıralı: Ağaç evleriyle ünlü Olimpos'un hemen ilerisinde bulunan Çıralı'nın, caretta carettalar için 3kmlik koruma alanının bulunduğu plajıyla huzur veren bir atmosferi bulunuyor.
6.Kaputaş: Kalkan-Kaş yolu üstündeki mola duraklarından biri olan Kaputaş, hiçbir tesisin bulunmadığı plajıyla denize girip güneşlenmek için iyi bir seçenek.
7.Hisarönü Koyu: Datça yarımadasına bakan iki küçük plajı, Türkiye'nin 20 sene öncesini hatırlatan restoran ve küçük pansiyonlarıyla Hisarönü Koyu, esintili havasından dolayı rüzgar sörfçülerinin tercihi.8.Ortakent: Bodrum yolu üzerinde, su kayağından yelkene pek çok su sporunun yapılabildiği plajıyla Ortakent, büyümeyen çocuklar için iyi bir tatil seçeneği. Ortakent temmuzun son haftasında tatile gittiğim Bodrum'da bir günümü ayırarak tekne turuna gittiğim yerlerden biriydi ve tek kelime ile hayran oldum. Burada güzel bir "Banana" keyfinden sonra Akvaryum koyuna doğru yola çıkmıştık.
9.Günlüklü: Fethiye yakınında, hafta sonları koyun sürülerinin plaja indiği, etrafı çam ormanları ve sakız ağaçlarıyla kaplı Günlüklü, büyük bir kaçamak isteyenler için iyi bir seçenek.
10.Kabak: Kelebekler Vadisi'nden çıkılan patika yolla ulaşılan Faralya yakınındaki Kabak, birkaç kamp alanının dışında hiçbir şey bulunmayan plajıyla ve yemyeşil çam ormanlarıyla çevrili tüm dünyayı uzakta bırakıyor.
Gönül dilerki bu yerleri henüz güzelliklerini kaybetmemişken gidip görmek... Göremeyenlere de tez zamanda görebilmeleri dileklerimle.
Labels:
amos koyu,
gemiler,
GeziNotları,
günlüklü,
kabak,
kaputaş,
kelebekler vadisi,
ortakent,
ovabükü
2 Ağustos Cemil Topuzlu Sahnesi Sertab Erener Konseri-2.Bölüm
Sertab Erener kısacık bir ara veriyor. Sahne kızıllaşıyor birden. Aşk kızıllığına dönüyor sahne. Sanırım sıradaki şarkıyı biliyoruz. Sertab geliyor sahneye. Aşk kızıllığında bir sahne, sahnede Sertab ve sırada AŞK. Bu şarkıyı dinleyip de Sertab Erener’in sesine hayran olmamak mümkün değil. Harbiye Açık Hava Sahnesi Aşk ile Sertab ile eşsiz gecelerinden birini yaşıyorken seyirciler böyle bir geceye şahit oldukları için şanslı hissetmeliler kendini. Ben kendi payıma hissediyorum en azından.Aşk kaç büyümden,
Aşk dön ölümden,
Aşk bir sebepten,
Gel gir dünyama.
Aşk dön ölümden,
Bir sebepten, gir dünyama.
Aşk dön ölümden,
Geç tenimden, gel gir dünyama.
Aşk vur yürekten,
Aşk yak gönülden,
Aşk geç tenimden,
Gel gir kanıma.
Aşk’ın sarhoşluğunu henüz atamamışken üzerimizden Sertab yine kayboluyor birkaç saniyeliğine ve sonra sahnenin ortasında platform yükselmeye başlıyor. Spotlar paltformun üstüne vurduğunda bir masal perisi gibi beyazlar içinde Sertab çıkıyor karşımıza. Masal perisi demişken başladığı şarkı da masalımsı bir şarkı değil mi? Bir Varmışım bir Yokmuşum diyor Sertab Erener. Bu şarkı bana sözleri itibari ile o kadar tanıdık geliyor ki sonradan yaptığım kısa araştırmada nereden tanıdık geldiğini öğreniyorum. Bir Varmışım Bir Yokmuşum, Pinhani’ye (Sinan Kaynakçı) ait. Bir Pinhani hayranı olarak sözlerinden hissetmiştim bunun bir Pinhani şarkısı olduğunu.
Aslında bu kadar da kırılgan değildim
kendi yarattığım düşmanlara yenildim
bir kayboldum sonra tekrar belirdim
masallardaki gibi bir varmışım, bir yokmuşum
Acaba Pinhani söyleseydi bunu nasıl olurdu?
Bir Çaresi Bulunur a geçiyor Sertab bir varmışım bir yokmuşum ardından ve bizi masaldan uyandırıyor.
Sesimde söyleyemediğim sözler var
gizleyemediğim gözyaşlarım
silip de unutamadığım sabahlar
kokladığım eşyaların
bir çaresi bulunur elbet yarın
yeniden yaşamanın
bir çaresi bulunur elbet canım
bir uyuyup uyanalım
Cidden uyuyup uyanınca bulunur mu her şeyin çaresi? Bunu sahnede şarkı aralarında izleyicileri coşturan arkadaş da soruyor Sertab’a (Adı Evrim miydi acaba? ) Sertab, en azından uykunun iyi geldiğini söylüyordu.
Sonrasında Bahçede’ye başladı ki ah bir an şarkının dediği gibi seyre dalsaydım dedim
Bir yaz gecesi, otururken bahçede
Ateş böceklerini seyre daldım
Dolunay gökte, yakamoz vurmuş dibe
Ateş böceklerini seyre daldım
Böyle seyre dalsaydım diye düşünürken Hakkı Bulut’un efsane şarkısı çalınıyor şimdi kulaklarımıza yeni düzenlenmiş haliyle Sertab’ın sesinden hep bir ağızdan ikimiz bir fidanın güller açan dalıyız diye inletiyoruz Harbiye Sahnesi’ni.
Zaman su gibi akıp giderken Sevdam Ağlıyor ve Aslolan Aşktır ile yeniden eskilere dönüyoruz. Gel Barışalım’dan sonra Sertab, vokalistini davet ediyor yanına. Vokalisti Zeynep Vurulduk şarkısını seslendiriyor. Bu kadar büyük bir kalabalığın karşısında başta heyecanlansa da Vurulduk şarkısını oldukça başarılı bir şekilde seslendiriyor.
Zeynep’ten sonra Sertab yine küçük çaplı bir şovla Eurovision şarkı yarışmasında birinci olduğu şarkı ile bizi kendimizden geçiriyor. Biz böyle kendimizden geçmişken sanki daha da kendimizi kaybedelim istercesine Sertab Yanarım şarkısını seslendiriyor.
Yanarım yanarım, gün geçer yanarım
Ah gecelerin hesabını kimlere sorarım
Yanarım yanarım ne yapsam yanarım
Ah gecelerin hesabını kimlere sorarım
Yanarım ile yanarken son albümünden yine bir Soner Sarıkabadayı imzalı şarkı ile daha ne kadar kendimizden geçebilirizi denemek istediğini gösteriyor ve Bu Böyle diyor Sertab.
O zor günler solan günler eskidendi geçti
O zaman âşık olduğum rüzgârlar esti esti geçti
geriye sadece yarım, yarım sevgiler
yüzüme inceden uzun, uzun çizgiler
öznesi kalan süresi kısalan cümleler
yalan dolan birkaç resim kaldı..
aşk seni bulabilir de,
uzakta durabilir de,
samimi oluyor derken
mesafe koyabilir de,
bu böyle..
vurabilir de..
ilgisiz durabilir de,
onu sana katıyor derken
tuzaklar kurabilir de..
bu böyle..
aşk seni bulabilir de
uzakta durabilir de
onu sana katıyor derken
tuzaklar kurabilir de.
bu böyle..
Ve böyle böyle derken bitiyor bir konser… Harika 2 saatin ardından bir anda bir boşluğa düşmüş gibi kalıyoruz öylece… Sertab Sertab Sertab diye kalabalık çığlık atarken alkış yaparken, sahnede ışıklar sönmüşken bir hareketlilik görüyoruz… Geri gelecek galiba umuduyla daha çok bağırmaya daha çok alkışlamaya başlıyoruz ve rengârenk bir kostüm ile yine karşımızda… Başladığı şarkı Rengârenk ile…
Ah keşke hiç bitmesin derken bu şarkı da bitiyor ve artık insanlar biten konserin hüznü ile yavaş yavaş çıkışa yönelirken gecenin hala sürprizleri olduğunu bizzat Sertab gösteriyor bize… Lal ile geri dönüyor ve vedasını Lal ile yapıyor…
Ne iyi yapmışım gelmekle… Harika bir geceydi ve bu düşünce etrafında dolanan binlerce benzer cümle geçiyor aklımdan…
İyi ki varsın Sertab Erener… İyi ki gelmişiz seni dinlemeye…
Aşk dön ölümden,
Aşk bir sebepten,
Gel gir dünyama.
Aşk dön ölümden,
Bir sebepten, gir dünyama.
Aşk dön ölümden,
Geç tenimden, gel gir dünyama.
Aşk vur yürekten,
Aşk yak gönülden,
Aşk geç tenimden,
Gel gir kanıma.
Aşk’ın sarhoşluğunu henüz atamamışken üzerimizden Sertab yine kayboluyor birkaç saniyeliğine ve sonra sahnenin ortasında platform yükselmeye başlıyor. Spotlar paltformun üstüne vurduğunda bir masal perisi gibi beyazlar içinde Sertab çıkıyor karşımıza. Masal perisi demişken başladığı şarkı da masalımsı bir şarkı değil mi? Bir Varmışım bir Yokmuşum diyor Sertab Erener. Bu şarkı bana sözleri itibari ile o kadar tanıdık geliyor ki sonradan yaptığım kısa araştırmada nereden tanıdık geldiğini öğreniyorum. Bir Varmışım Bir Yokmuşum, Pinhani’ye (Sinan Kaynakçı) ait. Bir Pinhani hayranı olarak sözlerinden hissetmiştim bunun bir Pinhani şarkısı olduğunu.
Aslında bu kadar da kırılgan değildim
kendi yarattığım düşmanlara yenildim
bir kayboldum sonra tekrar belirdim
masallardaki gibi bir varmışım, bir yokmuşum
Acaba Pinhani söyleseydi bunu nasıl olurdu?
Bir Çaresi Bulunur a geçiyor Sertab bir varmışım bir yokmuşum ardından ve bizi masaldan uyandırıyor.
Sesimde söyleyemediğim sözler var
gizleyemediğim gözyaşlarım
silip de unutamadığım sabahlar
kokladığım eşyaların
bir çaresi bulunur elbet yarın
yeniden yaşamanın
bir çaresi bulunur elbet canım
bir uyuyup uyanalım
Sonrasında Bahçede’ye başladı ki ah bir an şarkının dediği gibi seyre dalsaydım dedim
Bir yaz gecesi, otururken bahçede
Ateş böceklerini seyre daldım
Dolunay gökte, yakamoz vurmuş dibe
Ateş böceklerini seyre daldım
Böyle seyre dalsaydım diye düşünürken Hakkı Bulut’un efsane şarkısı çalınıyor şimdi kulaklarımıza yeni düzenlenmiş haliyle Sertab’ın sesinden hep bir ağızdan ikimiz bir fidanın güller açan dalıyız diye inletiyoruz Harbiye Sahnesi’ni.
Zaman su gibi akıp giderken Sevdam Ağlıyor ve Aslolan Aşktır ile yeniden eskilere dönüyoruz. Gel Barışalım’dan sonra Sertab, vokalistini davet ediyor yanına. Vokalisti Zeynep Vurulduk şarkısını seslendiriyor. Bu kadar büyük bir kalabalığın karşısında başta heyecanlansa da Vurulduk şarkısını oldukça başarılı bir şekilde seslendiriyor.
Zeynep’ten sonra Sertab yine küçük çaplı bir şovla Eurovision şarkı yarışmasında birinci olduğu şarkı ile bizi kendimizden geçiriyor. Biz böyle kendimizden geçmişken sanki daha da kendimizi kaybedelim istercesine Sertab Yanarım şarkısını seslendiriyor.
Yanarım yanarım, gün geçer yanarım
Ah gecelerin hesabını kimlere sorarım
Yanarım yanarım ne yapsam yanarım
Ah gecelerin hesabını kimlere sorarım
Yanarım ile yanarken son albümünden yine bir Soner Sarıkabadayı imzalı şarkı ile daha ne kadar kendimizden geçebilirizi denemek istediğini gösteriyor ve Bu Böyle diyor Sertab.
O zor günler solan günler eskidendi geçti
O zaman âşık olduğum rüzgârlar esti esti geçti
geriye sadece yarım, yarım sevgiler
yüzüme inceden uzun, uzun çizgiler
öznesi kalan süresi kısalan cümleler
yalan dolan birkaç resim kaldı..
aşk seni bulabilir de,
uzakta durabilir de,
samimi oluyor derken
mesafe koyabilir de,
bu böyle..
vurabilir de..
ilgisiz durabilir de,
onu sana katıyor derken
tuzaklar kurabilir de..
bu böyle..
aşk seni bulabilir de
uzakta durabilir de
onu sana katıyor derken
tuzaklar kurabilir de.
bu böyle..
Ve böyle böyle derken bitiyor bir konser… Harika 2 saatin ardından bir anda bir boşluğa düşmüş gibi kalıyoruz öylece… Sertab Sertab Sertab diye kalabalık çığlık atarken alkış yaparken, sahnede ışıklar sönmüşken bir hareketlilik görüyoruz… Geri gelecek galiba umuduyla daha çok bağırmaya daha çok alkışlamaya başlıyoruz ve rengârenk bir kostüm ile yine karşımızda… Başladığı şarkı Rengârenk ile…
Ah keşke hiç bitmesin derken bu şarkı da bitiyor ve artık insanlar biten konserin hüznü ile yavaş yavaş çıkışa yönelirken gecenin hala sürprizleri olduğunu bizzat Sertab gösteriyor bize… Lal ile geri dönüyor ve vedasını Lal ile yapıyor…
Ne iyi yapmışım gelmekle… Harika bir geceydi ve bu düşünce etrafında dolanan binlerce benzer cümle geçiyor aklımdan…
İyi ki varsın Sertab Erener… İyi ki gelmişiz seni dinlemeye…
2 Ağustos Cemil Topuzlu Sahnesi Sertab Erener Konseri-1.Bölüm
Harbiye Açık Hava’da yapılacak konsere öylesine yoğun bir ilgi vardı ki daha yüzlerce metre evvelinden insan kalabalığının gittiği yönün konsere giden yol olduğu ayan beyan görünüyordu… Bizler de sayısız insan kalabalığının içinde Cemil Topuzlu Sahnesi’ne vardık. Saat 21 de başlayacak konser biraz gecikme ile başladı… Sabırsız kalabalık gibi biz de alkışlarla Sertab Erener’i bekliyorduk ve derken vakit geldi…
Maviler içinde belirdi Sertab Erener sahnede. Açılışı son albümünden Rengârenk ile başladı. Rengarenk müziği Slumdog Millionare’in film müziği olan Ringa Ringa’ya ait… Sözler ise Nil Karaibrahimgil’in elinden çıkmış… Müzik ve söz o kadar güzel uyum sağlamış ki insan daha duyar duymaz içi kıpır kıpır oluyor.
Ve derken müzik bitiyor Sertab Erener bizlere hoş geldin diyor. Ne de güzel etmişiz gerçekten gelmekle, daha ilk şarkıdan harika bir konserin bizi beklediğini hissediyorum. Daha biz yerimize bile oturmadan ikinci şarkıya geçiyor. Bu şarkı da son albümü Rengarenk’in çıkış parçası olan Koparılan Çiçekler. Sözler son bir iki yılın hit şarkılarının söz yazarlığını yapmış Soner Sarıkabadayı’ya ait.
Sözler o kadar basit ve de o kadar güzel ki… Sanırım bunu bu gece daha birçok kez söyleyeceğim.
İyi ki varsın
iyi ki sevmişim seni
hem aldığın, hem çaldığın
helal helal sana
yok istemem diyen gönlüm
çöle bile razı şimdi
yanlış yola giden bendim
lütfen dön gel
ben yazdım kadere hüznü perişanı
sonu gelmez yine de bitemez ümitler
ama yoksa bahçemin eski şanı
sebebi koparılan çiçekler
En sevdiğim kısmı ilk iki cümle. İnsanın bunu diyebileceği birinin olması büyük bir mutluluk kaynağıdır az ve öz sözle.
Sertab Erener konsere son hızla devam ederken biz grup olarak şarkı sırası paylaşmaya başlıyoruz… Ben dördüncü şarkıyı alıyorum.
Üçüncü şarkı da Sertab Erener’in yaz başında daha “ben geliyorum” diyen şarkısı: Açık Adres. Bu şarkı da Soner Sarıkabadayı’nın bir armağanı müzikseverlere.
Bu mudur âdetin, bu mudur tören?
Yaz ya da söyle, bulamadım böyle.
Neresi açık adresin, neresi yören?
Dördüncü şarkı yani benim şarkımda sıra… Benim şansıma gelen şarkı Kumsalda… Daha tatilden kumsaldan denizden döneli bir hafta bile olmamış ben için ne anlamlı ne özlem dolu bir şarkı… Daha doyamamıştım tatile… Nereden çıktı şimdi bu şarkı ama…
Baksanıza ne diyor:
uzanmisim kumsala
gunes damlar icime
kurumus dudaklarimda
unutulmus bir beste
yasiyorum aheste
Ah ne güzel olurdu şimdi uzansaydım ben de böyle kumsala… Eğer yanlış hatırlamıyorsam bu şarkı 2001 yılının yazında çıkmıştı… Ben üniversite sınavının stresini atmış, acaba nereye gideceğimin tatlı telaşında iken dinlerdim bu şarkıyı… Çok geçmiş ya… Kim diyor bu yıllara bu kadar hızlı gitmesini? Yok mudur buna bir hız sınırı?
Sertab Erener şimdi eskilerden almışken soluğu bu sefer de Zor Kadın şarkısına geçiyor… Şarkı bittiğinde seyircilerle de ufak bir deneme yapıyor… Önce herkese nakarat kısmını söyletiyor. Sonra kadınlar söylüyor. En son erkeklerden istiyor…. E tabi biraz komik oluyor erkeklerin “ Zor kadındım” demesi ama Sertab Erener ısrarla söyletiyor erkeklere… Erkekler de çözümü buluveriyor hemen “Zor adamdın” diyerek
Hareketli parçalarla giderken bir anda çarpılıyoruz Vur Yüreğim şarkısı ile. Sertab Erener’in en sevdiğim şarkısıdır Vur Yüreğim. Ne güzel söyler Vur Yüreğim’de nasihat eder kendine gülümse diye
Gülümse ne olur, bugünler dün olur
Hatıralarla yaşanmaz ki yazık olur
Sonraki şarkısı Asla oluyor. Ben bu müziği bir yerden biliyorum derken sonradan geliyor aklıma “une belle histoire” Negüzel de olmuş üstüne Türkçe söz yazılınca…
yağmur olup yağsan sen üzerime
hiç bir derdin kalmaz geriye
sen de olmayınca yalnızım bu şehirde
gidersen yanına al beni de beni de
sevince kalbim elbet acı duyar
sen de benim gibi seversen
hep yanımda olmak istersen
.…
….
….
Öyle anlaşılıyor ki Sertab Erener kelimenin tam anlamıyla bizleri mest edecek şarkılarıyla. Kalabalık hafif hafif kendinden geçmeye yerinde oturanlar bile salınmaya başlıyor oldukları yerde
Sertab yorulmak bilmeyen bir tempo ile bir sonraki şarkısına geçiyor, müzik ağırlaşıyor, derinden derinden vurmaya başlıyor. Sertab’ın harikulade sesi yükselmeye başlıyor hafiften bir damla gözlerimde
çok geç oldu belki de düşündük taşındık
bir çok şeyi birbirimizden sakındık
bir şey eksik cümlede
yüklem mi özlem mi sakladığın şey her neyse beni üzer mi
öyle çok şey var ki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
konuşmadığımız her ne varsa
seninle sakladım gözlerimde
…
…
Bu şarkının etkisinden daha çıkmamıştık ki Sertab bir darbe daha indirdi hayranlarının kalbine Lal ile.. Ne çok severdim ben Lal şarkısını ve ne kadar olmuş dinlemeyeli, hayıflandım hafiften ve sonra Sertab’a bıraktım kendimi… Ne güzel diyordu
Bir bulut olsam yüklenip yağsam
Dökülsem damla damla toprağıma
Bir deli nehir bir asi rüzgâr
Olup kavuşsam üzüm bağlarına
…
…
Sora geldiğinde Yolun Başı şarkısına kendimizi kaptırmış şarkının sözlerine eşlik ederken buluyoruz.
Önce resimleri duvardan kaldırdım
Çay içtiğin bardağı rafa sakladım
Giydiğin ne varsa bir bir katladım
Bir damla yaş düştü, çok ağlamadım
Kokun uçtu gitti açık camlardan
Sevdiğin şarkıyı hiç söylemedim
Korkmuyorum sensiz akşamlardan
Sevdiğimi unut,özleyemedim
Sen haylaz rüzgarlar önünde şimdi
Sevdanın yükünü attım omzumdan
Sen sandığım şey belki benim yüreğimdi
İyi ki dönmüşüm yolun başından
Of yolun başından…
Bu şarkının sözleri garip bir ruh halini içeriyor.. Pişmanlık mı var içinde yoksa yaptığından duyduğu memnuniyet mi ne saklı bilemedim. O an bunu çok da düşünmedim ama şimdi yazarken düşünüyorum… Yok gene bulamadım…
Konser Öncesi Video için tıklayınız
4 Mayıs 2010 Salı
Kapadokya ( Güzel Atlar Diyarı) - 2.Gün- Kızıl Vadi'de Gün Batımı
Göreme Açık Hava Müzesi'nden sonra yolumuzun üstünde Kapadokya denince akla gelen peribacalarının en güzel örnegi vardı: Üç Güzeller. Üç sıra peribacası diğer peribacalarına nazaran tek başına diğerlerinden ayrı olarak dikilmişlerdi yolumuzun üstüne... Burada da bir fotoğraf molası verdik. Bu gezinin beni en çok sevindiren yönlerinden biri de buydu zaten. Sürekli bir yerlerde kısa da olsa fotoğraf molaları veriyorduk. Rehberimiz, genellikle Japon turist grupları ile çalışıyormuş, hatta uzun zaman sonra ilk defa bir Türk grup ile çıkıyordu. Sanırım Japonlar'ın fotoğraf çekme hastalığına alışmış olacaktı ki rehberimiz, biz demeden mola veriyorduk fotoğraf çekimi için.
Üç güzellerde de molamızı verip fotoğraflarımızı çektikten sonra otele doğru yol almaya başladık. Sonunda otele atabilecektik kendimizi... Saatlerdir yolda olmanın verdiği yorgunluk artık bedenlerimizden taşmaya başlamıştı.. En nihayetinde kalacağımız otele vardık. Otelimiz Club Ürgüp adında bir otel. Şehrin merkezine 800-900 metre uzaklıkta olması buranın cazip yanlarından biriydi. Odalarımıza uçar adımlarla yerleşip kendimizi yataklara atıp bir iki saatte olsa dinlendikten sonra Kızıl Vadi'de gün batımına hazırdık...Gün batımına gitmezden evvel hemen otelimizin yanında yer alan Turasan Şarap Fabrikası da ziyaret güzergahları arasında olduğundan oraya da uğradık. Üniversitede iken çok teknik gezi yapmıştık ama tatilde iken böyle bir teknik gezi yapacağım hiç aklıma gelmezdi :) Turasan Şarapları Kapadokya'nın sayılı şarap üreticilerinden. 1943'ten beri şarap üretimi yapan firmanın fabrikası 24 işçi tarafından 9 sene kayaların oyulması ile yapılmış. Büyük bir kaya içine yerleşen fabrika, bu sayede sürekli sabit sıcaklıkta bir ortama sahip olmuş ki bu şarap üretimi için oldukça önemli bir avantajmış.
Turasan'da verilen kısa aranın ve yapılan alışverişin ardından Kızıl Vadi'ye doğru yola koyulduk. Kızıl Vadi adını toprağındaki demir oksitten alıyor... Özellikle sonbaharda yağmurdan sonra kıpkırmızı olan vadi muhteşem güzellikteki manzarasını gözler önüne seriyor. Biz gittiğimizde yağmur yoktu ancak yine de gün batımını orada izlemek mükemmel bir keyifti.Bu keyfin ardından akşam yemeğini yemek için otele geri döndük, damağımızda kalan o eşsiz manzara ile birlikte...
2 Mayıs 2010 Pazar
Kapadokya ( Güzel Atlar Diyarı) - 2.Gün- Göreme Açıkhava Müzesi
Kapadokya'ya yaptığımız gezinin ikinci gününde öğle yemeğinden sonraki durağımız Göreme Açıkhava Müzesiydi. Göreme ortalama altı yedi bin nüfuslu şirin küçük bir yerleşim yeri. Bu bölgenin bir diğer özelliği ise Kapadokya bölgesinde "kaya otel"in en çok olduğu yer olması. Kaya oteller, son derece butik, az sayıda odaya sahip. Orijinal bir ortama sahip olması sebebi ile odukça yoğun ilgi görüyor ve bu otellerde boş yer bulmak neredeyse imkansız.Göreme açıkhava müzesi Göreme Vadisi içinde yer alan bölgenin en büyük açıkhava müzesi. Göreme Açık Hava müzesinde bölgenin en önemli kiliseleri yer alıyor. Bu kiliseler Yılanlı Kilise, Çarıklı Kilise, Elmalı Kilise ve müzenin biraz dışında Tokalı Kilise.
Kapadokya'da dini eğitimi başlatmış kişi olarak bilinen Aziz Basil'in de burada bir şapeli var. Aziz Basil, Kayseri'de eğitim almış, sonrasında Kapadokya'ya dönerek burada Hristiyanlık eğitimini başlatmış.
Kliselerde kök boyası ile yapılmış, orijinalliğini günümüze kadar korumuş onlarca fresko var. Son derece ilgi çeken bu freskolarda Hristiyanlığın bir nevi tarihi resmedilmiş. Aziz George ve Theodere ilk hristiyanlardan ve Hristiyanlık düşmanlarına karşı savaşmışlar. Bu sebeple Theoder e freskolarda genellikle at üzerinde resmedilmiş.
Çarıklı Kilise, İsa'nın bir freskoda ayağında çarıklı olduğu halde resmedilmesi sebebi ile bu ismi almış. Çarıklı Kilise'nin bölgedeki diğer kiliselerden farklı olarak İsa'nın çarmıha gidişi ve çarmıhtan alınışı freskolarını barındırmasıdır. Bunun yanısıra, isa'nın doğumu, üç müneccimin tapınması, vaftiz, İsa'nın bir mucize olarak Lazarus'u diriltmesi, Kudüs'e Giriş ve İsa'nın göğe yükselmesi gibi sahneler resmedilmiştir.Yılanlı Kilise ismi ise aslında gerçek adı Aziz Onuphrius olmasına rağmen freskolarda yer alan yılan motiflerinden gelmektedir. Azize Onuphtrisu çok güzel bir kadınken erkeklerin sürekli kendisini rahatsız etmesinden bıkmış ve Tanrı'ya yalvararak erkek olmuştur. Bu mucizenin bir göstergesi olarak da belden üstü erkek bedenine dönüşmüştür ve kilisede de bu şekilde resmedilmiştir.
Yılanlı Kilise'deki bir diğer önemli fresko ise Helena ve Constantin freskoları. Bu fresko, Roma'nın Hristiyanlığı kabul etmesini gösteriyor. Helena'nın elindeki haçın Kudüsten geldiğine inanılıyor.Göreme Açıkhava müzesi daha yeniye kadar gerekli ilgiyi görmemiş, bu sebeple de burada yer alan eserler günümüze çok daha iyi vaziyette çıkmaktan maalesef mahrum kalmışlar.
Açıkhava müzesinden çıkıp otobüslere doğru giderken Tokalı Kilise önünden geçtik. Rehberimizi Tokalı Kilise hakkında kısa bir bilgi verirken isminin de nereden geldiğini öğrendik. Kilise içinde iki tane altından yapılmış toka süslermiş duvarları ancak bu altın tokalar çalınmış. Sonrasında da onların yerine temsili tokalar konulmuş. Bu sebeple buranın adı da Tokalı Kilise olarak kalmış.
Teknosa Deneyimi

Önceki iş deneyimim sebebi ile zaman zaman alışverişe gittiğimde mağazaları genel tertip düzen itibari ile inceler, satış elemanlarının müşteri ile ilişkilerini gözlemlerim. Bu bir yerde benim hala yapmaktan büyük zevk aldığım bir iştir.
Yine böyle bir alışverişe çıktığım bugün. HP laptop alırken yanında hediye olarak Microbox marka bir harici harddisk vermişlerdi. Bu harddiski daha aldığım gün maceram başlamıştı. Bununla ilgili de hatta bir yazı yazmıştım. (bkz.)Bu harddisk yakın zamanlarda bozuldu. Daha doğrusu bilgisayara bağladığımda görmüyor. Muhtemelen kablosunda ya da girişinde sorun vardır diye düşünüyordum. Yaklaşık bir ay önce Carrefour İçerenköy Teknosa mağazasına gittim problemi anlattım. Servise almaları için fatura gerektiğini faturasız olarak gönderdiklerinde ürünün tamir edilmeden geri gelebileceğini söyleyip, arşivden faturamı istediler. Fatura geldikten sonra da beni arayacaklarını ve bundan sonra benim ürünü getirebileceğimi söylemişlerdi (Faturamı kaybetmiştim. )
Aradan bir ay geçmesine rağmen ne arayan var ne soran... En son bugün tekrar mağazaya gittim. Teknoasistanlardan Filiz Közük'e problemimi anlattım. Yakından ilgilenen Filiz Hanım, e-mail olarak istenmiş olsa da bazen sürecin uzayabileceğini açıkladıktan sonra faturamı aramaya başladı. Beş dakika sonra fatura elinde geri geldi. Faturamın geldiğini ama arşive alındığı için gözden kaçtığını belirtti. Sonrasında ben harddiskimin formatlanmadan tamir edilip edilemeyeceğini sordum ve problemin bence kabloda olduğunu söyledim. Bunun üzerine Filiz Hanım, depoya gidip bana harddiskim için uygun bir kablo getirip onu denedi ve harddiskim çalıştı. Buna o kadar sevinmiştim ki tarifini yapamam. Sonrasında eski kablomu ve yeni kabloyu bana vererek mağazadan mutlu olarak ayrılmamı sağladı.
Teknosa'yı pek çok elektronik ihtiyacımda tercih ediyorum ve şuana kadar da mutsuz olmadım. Yaşanılan deneyimler çok önemlidir ve tercihlerin/alışkanlıkların değişmesi genelde de bu deneyimlere bağlıdır... Türkiye'ye son yıllarda bir çok elektronik mağazalar zinciri girmesine rağmen sadece fiyat farkı sebebiyle hala tercihim değişmiyor. İnsanlar bir yerden sonra fiyattan ziyade hizmet kalitesi de arıyor.
Yine böyle bir alışverişe çıktığım bugün. HP laptop alırken yanında hediye olarak Microbox marka bir harici harddisk vermişlerdi. Bu harddiski daha aldığım gün maceram başlamıştı. Bununla ilgili de hatta bir yazı yazmıştım. (bkz.)Bu harddisk yakın zamanlarda bozuldu. Daha doğrusu bilgisayara bağladığımda görmüyor. Muhtemelen kablosunda ya da girişinde sorun vardır diye düşünüyordum. Yaklaşık bir ay önce Carrefour İçerenköy Teknosa mağazasına gittim problemi anlattım. Servise almaları için fatura gerektiğini faturasız olarak gönderdiklerinde ürünün tamir edilmeden geri gelebileceğini söyleyip, arşivden faturamı istediler. Fatura geldikten sonra da beni arayacaklarını ve bundan sonra benim ürünü getirebileceğimi söylemişlerdi (Faturamı kaybetmiştim. )
Aradan bir ay geçmesine rağmen ne arayan var ne soran... En son bugün tekrar mağazaya gittim. Teknoasistanlardan Filiz Közük'e problemimi anlattım. Yakından ilgilenen Filiz Hanım, e-mail olarak istenmiş olsa da bazen sürecin uzayabileceğini açıkladıktan sonra faturamı aramaya başladı. Beş dakika sonra fatura elinde geri geldi. Faturamın geldiğini ama arşive alındığı için gözden kaçtığını belirtti. Sonrasında ben harddiskimin formatlanmadan tamir edilip edilemeyeceğini sordum ve problemin bence kabloda olduğunu söyledim. Bunun üzerine Filiz Hanım, depoya gidip bana harddiskim için uygun bir kablo getirip onu denedi ve harddiskim çalıştı. Buna o kadar sevinmiştim ki tarifini yapamam. Sonrasında eski kablomu ve yeni kabloyu bana vererek mağazadan mutlu olarak ayrılmamı sağladı.
Teknosa'yı pek çok elektronik ihtiyacımda tercih ediyorum ve şuana kadar da mutsuz olmadım. Yaşanılan deneyimler çok önemlidir ve tercihlerin/alışkanlıkların değişmesi genelde de bu deneyimlere bağlıdır... Türkiye'ye son yıllarda bir çok elektronik mağazalar zinciri girmesine rağmen sadece fiyat farkı sebebiyle hala tercihim değişmiyor. İnsanlar bir yerden sonra fiyattan ziyade hizmet kalitesi de arıyor.
Labels:
Deneyimler,
hizmet kalitesi,
teknoasistan,
teknosa,
teknosa deneyimi
Kapadokya ( Güzel Atlar Diyarı) - 2.Gün
Kapadokya gezimizin 2. gününe otele akşama doğru gideceğimizi öğrenerek başlamıştık. İlk durağımız olan Ağzıkarahan Kervansarayı'nı da kaçırdıktan sonra (bkz. bir önceki yazı) artık ilk durağımız Güvercinlik Vadisi'ydi. Güvercinlik Vadisi, Kapadokya denince akla ilk gelen fotoğraflara vesile olan yerlerden biri. Burası kayalara oyulmuş güvercinlikleri ile bilinen bir vadi. Tüf taşının kolay şekle giren yapısı sayesinde gezimiz boyunca her taşın oyulmuş olduğuna şahit olacaktık.
Kapadokya'da pek çok yerde güvercinlikleri görebilirsiniz. Halkın zamanında güvercin beslemesindeki en önemli sebep, güvercin gübresinin son derece kıymetli bir gübre olması.Güvercinlik Vadisi'ndeki 10 dakikalık fotoğraf molasından sonra yolumuza devam ettik. Bir sonraki durağımız Kapadokya'nın en yüksek yerleşim yeri Uçhisar Kalesi. Uçhisar Kalesi, 1200 metreyi aşan rakımı ile bölgeye son derece hakim bir tepeye yapılmış. Tabi ki taşların oyulması ile oluşturulmuş bir kale.
Labels:
avanos,
avanos restoran,
GeziNotları,
güvercinlik vadisi,
kapadokya,
kızıl vadi,
panaroma,
uçhisar,
uçhisar kalesi,
ürgüp
Labels
14 şubat
1994 unesco kültür mirası
2 ağustos sertab erener konseri
22 nisan
22 nisan dünya günü
23 nisan
4440375
Adam Faver
adsl
adsl hızı
ağaç
akademik spam
Alfred Chandler
alışkanlık
alışmak
amazon kindle
amos koyu
anıtur
arastacılar
ashab-ı kehf
askerlik
aslolan aşktır
aşk
avanos
avanos restoran
Avea
avea sesli imza
ayşe arman
azim
aziz basil
aziz george
aziz onuphrius
aziz theodere
back up
balık
balkonda düşen pc
bayat ekmek
bayat ekmek satışı
bencillik
beyazıt kulesi
beyazıt kulesinde hava tahmini
beyazıt yangın kulesi
biopro
bir varmışım bir yokmuşum
blackberry
blackberry hediye uygulamalar
blackberry kesintisi
blog
blogger
bloggerda yeni görünümler
bolu
böyle korunamazsınız
bu böyle
cehennem
cemiz topuzlu
cennet
charles handy
çarıklı kilise
çiçek sepeti
çiçek sepeti mail adresi
çiçek teslimatı
çin
çin malı
çocukluk
Deneyimler
dinamik görünüm
doğum günü
Dustin Hoffman
duvar
dünya günü
e-ink
earthday
ekmek satışı
elektronik kitap okuyucu
elmalı kilise
engel
eski çarşı
Eskişehir
etki alanı bloggerda olan websiteleri
FCT
fenerbahçe
fikriniz çöpe gitmesin
filler ve pireler
fotoğraf
gemiler
GeziNotları
girşimcilik
google analytics
gölcük
gölcük milli parkı
gördüklerim
göreme açıkhava müzesi
gül şurubu
günlüklü
güvercinlik vadisi
güzel atlar diyarı
harbiye açık hava
hatıra
hayal
hayat ekspres
Haydarpaşa
haydarpaşa garında yangın
haydarpaşa tren istasyonu
Henri Charriere
herşeyden biraz
heryöne sınırsız tarife
hizmet kalitesi
HP
hürriyet pazar
ikimiz bir fidanın
ikinci abdülhamit
inovasyon
iphone
iphone 3G
iphone satışı
iphone turkcell
iphone uygulamaları
istanbul
iş dünyası
John McConnell
kabak
kapadokya
kapadokya şarabı
kaputaş
karşı mahalle
keder
kelebek
kelebekler vadisi
kıbrıs
kıbrıs günleri
kızıl çukur
kızıl vadi
kızıl vadide gün batımı
Kişisel
kişisel blog
kitap
kitap basımı
kod
konseri
koparılan çiçekler
kopya ürün
kral konserleri
LAP LAMBERT Academic Publishing
mersin
mutluluk
müşteri memnuniyeti
nankör kedi
narlıkuyu
nehir
netbook
nostalji
o tabak bitecek klibi
okuduklarım
Olasılıksız
ortakent
OrtayaKarışık
ovabükü
panaroma
papillon
para
pazar
pdf
peribacaları
profilo
Rastladıklarım
ReklamArası
reklamlar
rengarenk
RIM
RIMden Hediye
sadakat
safran
safran çiçeğinin faydaları
safranbolu
Sakarya Ekspresi
satış danışmanı
seben
sertab erener
sesli imza
sevgililer günü
sevilla
sevinç
seyahat
sınırsız tarife
solan güller
sony reader
Steve McQueen
strateji
şeker bayramı
tanıtım
tatil
TEB
TEB Akıl fikir yarışması
teknoasistan
teknoloji
teknosa
teknosa deneyimi
tokalı kilise
tren
Tren Saatleri
ttnet
turasan
turasan şarapları
turk telekom
Turkcell
türban
türk telekom
Türk'ün zekası
uçhisar
uçhisar kalesi
ulusoy turizm
unutmak
üç güzeller peribacaları
ürgüp
Vodafone
vodafone sesli imza
websitem neden görüntülenemiyor
wordpresse google analytics kodu nasıl konur
yağmur
yapı
yazım yanlışları
yedi uyuyanlar
yemeniciler arastası
yılanlı kilise
yüksek lisans tezi
zaman
zeus tapınağı
zor kadın






