29 Şubat 2008 Cuma

Olasılıksız

Universiteyken iki dönem istatistik dersi almıştım. Olasılık da istatistik içinde gördüğümüz bir konuydu. Olasılık Teoremini Giriş.. Vay be amma janjanlı bir isim diye geçirirdim içimden. Hani çok çalışkan bir öğrenci değildim lisansta da o yüzden çok da önem vermemiştim açıkçası. Çalışmıştık geçmiştik. Bu kitabı okurken o kadar da basit değilmiş canım dedim. Kitap bizim İstatistik kitabımızdan çok daha güzel bir şekilde işliyor Olasılık nediri, ne değildiri...

Sonra ister istemez gerçekten olması olanaksız olan şeylerin bile nasıl olabileceğini düşünüyorsunuz. Kitap A.P.R.I.L Yayıncılıktan çıkmış. Elimdeki kitabın 20. baskısı. Şu aralar çok satanlar listesinde başta gidiyor. Kitabın yazarı Adam Faver' in hakkını vermek lazım. Tek solukta okunacak bir kitap. (Özellikle yabancı dilden dilimize kazandırılan kitaplar çok güzel, çok satan olduklarında yazarları göğe çıkarılır. Oysa bunda çevirmenin de büyük payı vardır. Bunu genelde es geçeriz. Bu bakımdan ben de aynını yapıp es geçmeyeyim. Kitabın çevirmeni Şirin Okyavuz Yener'e de teşekkür etmek gerekir.)

Şu aralar yeniden ağırlık verdim okumalara. Bu hafta mesela iki kitap bitirdim ki özlemişim kitap okumayı... gerçekten özlemişim. Önceden - "önce"den kastım hayatımda bilgisayar, internet bu kadar yokken- her hafta en azından bir kitap okurdum. Sonra üniversite yıllarında kitapın bana yaptığı arkadaşlığın yerini maalesef bilgisayar, internet aldı. Evet, maalesef diyorum. Çünkü kitap okumayı ondan sonra neredeyse bıraktım. Arkadaşlarıma göre hala bir kitap kurduyum ama kendime bakınca bunun doğru olmadığını görüyorum. İnternetti, bilgisayardı bunlar şüphesiz çok güzel, önemli nimetler amma dozunu kaçırınca olmuyor işte. Bu hafta iki kitap birden okuyunca bunu daha derinden farkettim. Ne güzeldir kitaplar... Sessiz vefalı dostlardır.. Bir kenarda sıranın kendilerine gelmesini beklerler... Neyse, bu konuya sonra bir başka yazımda değineyim.

Olasılıksızı bitirdiğinizde küçücük önemsemediğimiz birşeyin bile aslında nelere yol açabileceğini düşünmeye başlıyorsunuz. Kitabın etkisinden bir iki gün kurtulamıyor insan. Benden söylemesi. Okumadınız ise muhakkak tavsiye ederim macera kitapları sevenlere. Olmaz diye birşey yok. Her an herşey olabilir...

28 Şubat 2008 Perşembe

18 Yıl Önceydi...Dün

18 yıl önceydi..Dün gibiydi o kadar yakındı aslında. Sen soluma gel, sen de sağıma oldu mu amca ? Bu sözleri dün söyledim gibi de geçmiş tam 18 sene... Çok iyi hatırlıyorum o sene amcam Arabistan'da işçi iken izne gelmiş; gelirken de bir fotograf makinesi getirmiş.

Küçüklüğüme ait çok fotoğrafım yok maalesef... Makinemiz yokmuş bizim. Ondan sanırım ben fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Neyse, o gün amcam makine ile gelmişti bize. Ne sevinmiştik, hala hatırladığıma göre ne sevinmişiz. Evimizin arka bahçesinde- taşlık bir bahçemiz vardı- tam penceremizin önünde objektife vermişiz pozumuzu... Tam 18 sene önce... Geçenlerde doğum günü idi kardeşimin. Kocaman oldular, evlendiler çoluk çocuğa kavuştular hatta. Bu fotoğrafı yolladı bana. Çok şaşırdım zira unutmuştum neredeyse bu fotografın nerede olduğunu. Bizim eski albümde bulmuş bunu ve bu fotoğrafın fotoğrafını çekmiş, bana göndermiş. Nasıl sevindim sanki yine fotoğrafım çekiliyormuşçasına...Nasıl sevindim ve sonra ne kadar hüzünlendim anlatamam... Çok yıl geçmiş be şaka maka derken yaşlanıyoruz ha diye düşünürken ne hüzünlenmişim. O üzerimdeki t-shirti çok severdim. Hiç kirlenmese de hiç çıkarmasam diye düşünürdüm çocuk aklımla... Ayaklarımızda terlikler o taşlı bahçede yıllarca oynadık. Bahçemiz kocamandı, ya da biz çok küçüktük de bize öyle gelirdi.. Sanırım, son dediğim daha mantıklı. En son memlekete gittiğimde o eski küçük evimizin önünden geçtim.Artık sarı değildi, beyaza boyamışlar. Sanki saça yılların düşürdüğü aklar misali o eski küçük ev de aklara bürünmüş bembeyaz olup çıkıvermiş. En küçük kardeşimin ektiği çam ağacı kocaman olmuş. Ne hikmetse bizim diktiklerimiz kurumuştu. Sonra o taşlı bahçeye beton dökmüşler. O kocaman koşa koşa bitiremediğim, içinde maçlar yaptığımız, ilk kalecilik denemelerini yaptığım o köşeden bu köşesine koştuğum o kocaman bahçe topu topu beş metreymiş belki daha da küçük. Duvarları o kadar yüksek gelirdi ki tırmanmak cesaret işiydi, tırmanıp tepesinde durduğumuzda sanki Everest'in tepesindeymiş gibi hissederdik. Tabi, o zaman Everesti bilmiyoruz ama şimdi öyle bir duyguydu diyorum. O duvarı da çok büyütmüşüz gözümüzde canım. O da hadi olsun 1.5 metre....Bahçenin bir kısmındaki duvarda belediyenin yol yapımına kurban gitmiş. O küçük ev yola sıfır olmuş. Kimseler oturmuyor sanırım artık o evde...

Çocukken amma büyük görüyormuşuz canım herşeyi, bu ne güzel hayalgücüdür...Ve şimdi ne kadar uzağım o hayal gücünden... 18 sene önce dündü sanki işte ama o kadar uzak ki hayallerim, o kadar uzak ki çocukluk....Ne desem bilemedim... O küçük evi, o küçük evin o büyük bahçesini severdim...Evimin üstüne aklar bahçemin içindeki hatıralarımın üstüne beton dökülmüş...

27 Şubat 2008 Çarşamba

Bir Ağaç Kesildi Bugün

Bir ağaç kesildi bugün herkesin gözü önünde..Köklerinden ayrıldı gövdesi kendisine dayanmış merdiven üstündeki bir el ile... Herkesin önünde kesildi diyorum benim de önümde kesildi. Öylesine sessizdi ki herkes, öylesine tepkisiz ben bile tepki veremedim mesela bu tepkisizliğe..Hani öyle rahatsız falan da ediyor değildi kimseyi... İstanbulun ortasında Göztepede minibüs yolu üzerinde HSBC ve Fortis Bankalarının arasında bir ağacı kestiler güpegündüz ve kimse sen ne yapıyorsun kardeşim demedi. Biz, "Yaş kesen baş keser." diyen bir milletin çocukları değil miydik... Yaşlı değildi o ağaç hem ben diyeyim 3 siz deyin 5 yaşında kimseye rahatsızlık vermeyen aksine yazın gölge hizmeti bile verebilen bir ağaçtı... Yazık oldu güzelim ağaca... Sahi ne olmuştu bize niye hiç kimse birşey diyememişti ben buraya takıldım hala, takıldım kaldım burada... Tamam biz aynı zamanda "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.", "söz gümüşse sükut altındır" da diyen bir milletin evladıyız ama bu sözlerin bununla alakası yok, olmaması lazım en azından... olmaması lazım ama oldu bugün işte... gözlerimin önünde... Tepki vermekten o kadar çekinir olmuştuk ki hiçkimse tepki vermedi... Ben bile... Soracaktım oysa amca sen napıyorsun diye... Ben kuyrukta beklerken adam bitirdi gitti işini... Gövdesini ayırdı kökünden ağacın.Gündüz vakti.Bir ağaç kesildi.Hiçkimse birşey demedi...

26 Şubat 2008 Salı

Herşeyden Biraz

Herşeyden Biraz düşüncesi ile bu blogu acmaya karar verdim. Bu kadar kısa bir cüme ile özetlemek niyetinde değilim bu blogu açma sebebini. Yıllardır takip ederim blogları, severek okuduklarım ,takip ettiklerim, takıldıklarım vardır. Hani aslında severim de yazmayı. Birkaç kez blog açtım kapattım olmadı istediğim gibi yapamadım, yazamadım, zaman ayıramadım... Bu fiillerle kandırdım kendimi de artık bir dur demek lazım diye düşündüm. Bu sefer başaracağım. Bu blog dunyasında yerimi kalıcı- kalıcı olmasa da uzun süreli- yapmak niyetindeyim. Daha önce niyetlenip de birkaç isme baktıgımda hep alınmış olduğunu gördüm. Bundan sebep bile "Aman ya" deyip vazgeçtim. Yok canım, bu kadar da kolay vazgeçilir mi? Geçiliyor vallahi...

Neyse, çok da uzatmayayım sözü... Yine istedigim gibi bir isim bulamasam da bloguma idare edeceğim bu isim ile... Ha herşeyden biraz derken gerçekten öyle... Herşeyden birşeyler yazma niyetindeyim. Herşeyden biraz hayat felsefemdir biraz da aslında. Öyle birşeyi tam bilmek gibi bir niyetim olmamıştır ama herşeyden birşey bilmek istemişimdir hep, bir konu üzerine uzman olmaktansa herşeylerden biraz birşeyler bilmek, en azından fikir sahibi olmak... Bu hep daha çok hoşuma gitmiştir...

Öyle işte... Başladık bakalım nasıl devam edecek...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Labels

14 şubat 1994 unesco kültür mirası 2 ağustos sertab erener konseri 22 nisan 22 nisan dünya günü 23 nisan 4440375 Adam Faver adsl adsl hızı ağaç akademik spam Alfred Chandler alışkanlık alışmak amazon kindle amos koyu anıtur arastacılar ashab-ı kehf askerlik aslolan aşktır aşk avanos avanos restoran Avea avea sesli imza ayşe arman azim aziz basil aziz george aziz onuphrius aziz theodere back up balık balkonda düşen pc bayat ekmek bayat ekmek satışı bencillik beyazıt kulesi beyazıt kulesinde hava tahmini beyazıt yangın kulesi biopro bir varmışım bir yokmuşum blackberry blackberry hediye uygulamalar blackberry kesintisi blog blogger bloggerda yeni görünümler bolu böyle korunamazsınız bu böyle cehennem cemiz topuzlu cennet charles handy çarıklı kilise çiçek sepeti çiçek sepeti mail adresi çiçek teslimatı çin çin malı çocukluk Deneyimler dinamik görünüm doğum günü Dustin Hoffman duvar dünya günü e-ink earthday ekmek satışı elektronik kitap okuyucu elmalı kilise engel eski çarşı Eskişehir etki alanı bloggerda olan websiteleri FCT fenerbahçe fikriniz çöpe gitmesin filler ve pireler fotoğraf gemiler GeziNotları girşimcilik google analytics gölcük gölcük milli parkı gördüklerim göreme açıkhava müzesi gül şurubu günlüklü güvercinlik vadisi güzel atlar diyarı harbiye açık hava hatıra hayal hayat ekspres Haydarpaşa haydarpaşa garında yangın haydarpaşa tren istasyonu Henri Charriere herşeyden biraz heryöne sınırsız tarife hizmet kalitesi HP hürriyet pazar ikimiz bir fidanın ikinci abdülhamit inovasyon iphone iphone 3G iphone satışı iphone turkcell iphone uygulamaları istanbul iş dünyası John McConnell kabak kapadokya kapadokya şarabı kaputaş karşı mahalle keder kelebek kelebekler vadisi kıbrıs kıbrıs günleri kızıl çukur kızıl vadi kızıl vadide gün batımı Kişisel kişisel blog kitap kitap basımı kod konseri koparılan çiçekler kopya ürün kral konserleri LAP LAMBERT Academic Publishing mersin mutluluk müşteri memnuniyeti nankör kedi narlıkuyu nehir netbook nostalji o tabak bitecek klibi okuduklarım Olasılıksız ortakent OrtayaKarışık ovabükü panaroma papillon para pazar pdf peribacaları profilo Rastladıklarım ReklamArası reklamlar rengarenk RIM RIMden Hediye sadakat safran safran çiçeğinin faydaları safranbolu Sakarya Ekspresi satış danışmanı seben sertab erener sesli imza sevgililer günü sevilla sevinç seyahat sınırsız tarife solan güller sony reader Steve McQueen strateji şeker bayramı tanıtım tatil TEB TEB Akıl fikir yarışması teknoasistan teknoloji teknosa teknosa deneyimi tokalı kilise tren Tren Saatleri ttnet turasan turasan şarapları turk telekom Turkcell türban türk telekom Türk'ün zekası uçhisar uçhisar kalesi ulusoy turizm unutmak üç güzeller peribacaları ürgüp Vodafone vodafone sesli imza websitem neden görüntülenemiyor wordpresse google analytics kodu nasıl konur yağmur yapı yazım yanlışları yedi uyuyanlar yemeniciler arastası yılanlı kilise yüksek lisans tezi zaman zeus tapınağı zor kadın
 
Copyright 2009 HeRşEyDeN BiRaZ. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan